Yusuf Hayaloglu Sözleri

0
1110
views

Yusuf Hayaloglu Sözleri

Şu dağlarda kar olsaydım , Bir asi rüzgâr olsaydım , Arar bulur muydun beni , Sahipsiz mezar olsaydım

Beni öldürüyorsun, git. Kalmasın sende kahrım, kalmasın derdim. Bakma git, kafamı yumruklayıp ardınsıra ağlarsam namerdim…

Dert eme, iyiyim ben. Arasıra mahşer, arasıra yaşam hırsı.

Seni sevmişem, bir kekliğin sesini üzmekten sakınır gibi. Seni sevmişem, gururlu dağ çiçeklerini göğsüme takınır gibi.

Biri şarabımızı döktü, Soğanımızı çaldı. Biri, hiç yoktan vurdu, Kafeste garip kuşumuzu! Ciğerim yanıyor, Yüreğim kanıyor… Solmasaydı gülümüz böyle!.

Kurtlardan arta kalmış yüreğimin can çekişen o son parçasını da, sana sakladığımı bil!

Dün gece düşümde can dostu gördüm .Ulu bir çınardan dal verdi bana.Uzandım yüzüne yüzümü sürdüm. Ben zehir istedim bal verdi bana.

Dün sahilde karşılaştık… Biran gözüm ısırdı,sonra birden tanıdım Düşmemek için zor tuttum kendimi Bacaklarım titredi,bir ağaca yaslandım…

İşte gidiyorum, Hiçbiriniz, hiçbir dilde beni anlamadınız. Ben başımı verdim, sizinse İnsafsız bir linç oldu karşılığınız.

Oy benim yaralım. Asıl sancı, uyandığında bütün odaları boş görünce koyarmış!

Aşiret çocuğuyam adım Küheylan Kızılca kıyamet yaylasında doğmuşam Koyaklarda kartal uçurmuşam, kurt kovalamışam, adam vurmuşam Onursuz yaşanmaz demişem Rezil rüsva etmemişem kendimi böceklere

Bir intihar gibi puşt olmuş bu sevdalar!

Şidi gözlerime ağlamayı öğrettim ki bu yaşlar, utangaç boynunun kolyesi olsun. Bu da benden sana, ayrılığın hediyesi olsun…

Dostlukmuş.. ölüme yürümekmiş..Üstüne titremekmiş.. Vefaymış!.. Aşk dediğin, zavallı bir kapıyı, Duvara çarpıp çıkıncaya kadarmış..

Deɾt etme, iyiyim ben Aɾa sıɾa mahşeɾ Aɾa sıɾa yaşama hıɾsı.

Öglen kahvede söylediler, Riza öldü, dediler. Ne kolay söylediler!.. Sanki dev bir tas ocagini Kökünden dinamitleyip Üstüme devirdiler!.

Seni sevmişem bir kekIiğin sesini üzmekten sakınır gibi seni sevmişem gururIu dağ çiçekIerini göğsüme takınır gibi.

Kumlara yazılmış sözcükler kadar kısacıktı ümidim. Ve anladım ki bir takım şeyleri ben ilk dalgada yitirmişim.

El tetikte, kulak kirişte, Ve sırtımız toprağa emanet… Baldıran acısıyla ovarak üşüyen ellerimizi Yıldız yorgan altında birbirimize sarılırdık.. Deniz çok uzaktaydı Ve dokunuyordu yalnızlık..

Biri, saksımızı çiğneyip gitti. Biri, duvarları yıktı, Camları kırdı. Fırtına gelip aramıza serildi. Biri, milyon kere çoğaltıp hüzünleri Her şeyi kötüledi, Bizi yaraladı

Birazdan kudurur deniz Birazdan dalgaların sırtından, Üst-üste fışkıran rüzgarlar, Bir intikam gibi saldırınca üstüne; Yüzüne şarkılar çarpar, Yüzüne şiirler çarpar, ağlarsın. Sen artık buralarda duramazsın!

Üstüm başım toz içinde. Önüm arkam pus içinde. Sakallarım pas içinde. Siz benim nasıl yandığımı, Nerden bileceksiniz.

İstanbul ey İstanbul ey Ey acıların gözyaşlarının kraliçesi İstanbul ey İstanbul ey Ey bozgunların garip çiçeği Bu akşam yemin ettim Seni bir daha öpmemek için Benki bütün duvarlarını, afişlerle donatıp Yumruğumla kanatmıştım Rezil bir aşktı Bütün arkadaşları miting alanlarında Ve mezarlıklarda bırakmıştım.

Ölmek değildir bu dünyanın en feci işi , Güzel olan odur ki öldükten sonrada yaşar kişi .

Sakin göllerin kuğusuyduk, Salınarak suyun yanağında. Ve okşayarak nilüfer saçlarını gecenin. Sonumuzun adım-adım Yaklaştığını görürdük.

Dağ yanarsa yağmur çiser mi dedim. Ten yanarsa rüzgar eser mi dedim. Can yağarsa canan küser mi dedim. Çağırdı yanına el verdi bana. Can dostum dostum kül verdi bana.

İşte gidiyoɾum, hiçbiɾiniz, hiçbiɾ dilde beni anlamadınız. Ben başımı veɾdim, sizinse insafsız biɾ linç oldu kaɾşılığınız.

Yağmurda kırılan gül yağmuru affeder mi? Yere dökülen yaprak dala geri döner mi? Kırılan gül kanar mı; kül yanar mı?..

Pencereden baktığımda görüyorum Senin yüzün incir yaprağında Senin ürkekliğin duvar üstünde yürüyen Bir kedinin kıvraklığında

Yalanım vaɾsa kalkmayayım şuɾadan. Ben seni, biɾ tek gün bile unutmadım.

Rakı devrilmiş masalarda yokluğun Veya benden önce kalkıp gitmişliğin Gece boyu dolandığım barlarda Sarhoşlara tekrarladığım adın Balıkçı kahvesinde, çorbacıda, kenarlarda

Gelse balığa çıkacaktık, Ne çekersek kızartıp birayla yutacaktık. Kafamız tam olunca, şarkılar döktürüp, Enteresan hayallere dalacaktık

Biliyorum, onunla olsaydım Böyle kavga edip durmazdım yüreğimle. Biliyorum, bu sevdayı ben yıktım, Ben öldürdüm bu hoyrat ellerimle.

Yağmur yağardı biz ağlaşırdık. Kaldırımlar boyunca. Bir hüzün vardı sanki aramızda. Susardık ay batınca

Ben sana bakınca donardım bulut gibi donardımda bir türlü yağmazdım sen bana bakınca bir ağlamak düğümlenir boğazında gurur yapar ve ağlamazdın.

Baba bugün üşüyorum Karda kaldım üşüyorum Anama deyin sıcak bir çorba koysun Üstümü ört baba üşüyorum

Sen beni yangınlarda, ateşte, harda ara.. Kahkahalarda değil, dertte, kahırda ara… Yüreğin sıkışırsa yine bir yaz gecesi; Şu mehtaplardan eğil, gel günahlarda ara…

Sakin göllerin kuğusuyduk,Salınarak suyun yanağında..

Yağmurlar içinden ıslandım geldim. Bir kuru değneye yaslandım geldim. Sıcacık çorbana muhtacım inan. Ölümlerden geçtim uslandım geldim.

Cevap veriyorum: Eli böğründe analardan, Mahpuslardan ve acılardan Çokça bahsediyorum, çünkü; Başını kumda saklayanlardan Tiksindir, başkaldırıyorum!

4 duvar arasinda bile heryerde halen sen varsin..

Demek şimdi gidiyorsun; Sonunda bizi de çökertiyor; Bu kancık zelzele!.. Demek şimdi gidiyorsun; Yıkılan bir duvar gibi; Ömrime devrile-devrile.

Veda gecesi ay serpilirken sulara, Dalgalara sor beni, kumlarda ara… Kırık kadehler gibi döküldük ayrılığa; Şarkılara sor beni ah kemanlarda..

Ne verdin aşka Ne verdin ki sen? Islanan bir mendilden başka.. Bir anlık meşke, harcadın beni; Biraz vicdan, olsaydı keşke..


Bizim Sosyal Hesaplarımız;  Facebook    Twitter    Instagram    Google+    Pinterest 


 A    B    C    D    E    F    G    H     I     J    K    L    M    N    O    P    R    S    T    U    V    Y   

Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here